cihanstar

4 yıl önce
anasayfa
twitter

ALTYAZI VE DUBLAJ ÇEVİRİSİ

 


ALTYAZI VE DUBLAJ ÇEVİRİSİ NEDİR, ÇEVİRMENİ KİMDİR?

Altyazı ve elbette dublaj çevirisi, çevirinin özel bir alanıdır. Teknik zorluk şöyledir; altyazı yaparken her bir satır için 36-38 karakterlik (boşluklar dahil) bir yazı alanınız mevcut, yani filmde ya da dizide geçen konuşmayı bu kadarcık bir alana sığdırmak ve uzun ifadelerde cümlelerin “anlaşılır” olmaktan çıkmasının önüne geçmek zorundasınız. Dublaj ise bambaşka bir zorluk dayatır; ekranda konuşan kişinin dudaklarına bağlısınız. Kişinin konuşması bittiği halde seslendirmenin devam etmesi düşünülemeyeceğinden dolayı hece sayarsınız. Bir örnek: Diyelim ki ekrandaki karakter şöyle diyor; “I feel uncomfortable today”. Toplam sekiz hece. Yani doğru bir karşılıkla bir dublaj çevirmeni olarak “Bugün kendimi iyi hissetmiyorum” yazamazsınız çünkü 12 hece tutuyor. Buyurun, hem anlamı doğru olsun hem de dudak hareketlerine uysun. Kendinizi bir deneyin, bakalım “doğruyu” kaç dakikada bulacaksınız. Bu en temel teknik ayrıntılar için bile sayfalar dolusu yazılabilir, uzatmıyorum, sanırım işin zorluğunu kafanızda canlandırabilmişsinizdir. Diğer taraftan bir de “karaktere uygun dil kullanımı” konusu var zira görsel-işitsel bir metnin çevirisi o metni sadece anlamaktan değil, karakterleri, onlara uygun bir dilde “konuşturmaktan” geçer. Şöyle örnekleyeyim: a) Zorluk çıkarma şimdi b) Belâ çıkarma şu anda c) Melânete lüzum yok Bu üç cümle görünürde birbirine yakın anlamlar taşıyor ama emin olun orta yaşlı bir Fransız’ın mı, bir İtalyan bıçkınının mı yoksa yaşlı bir Arap’ın söylediğine göre seçiminiz değişecektir, değişmelidir. Yani her yabancı dil bilenin harcı değildir “çevirmenlik”, hele de altyazı ve dublaj çevirisi. Hangi dile çeviri yapacaksanız o dili “iyi” bilmelisiniz. Yani İngilizce-Türkçe yaptığını söyleyip yarı İngilizce-yarı Türkçe karışımı Tarzanca konuşandan çevirmen olmaz. Hele de çevirmeni fotokopi makinesi zannedip “bir ucundan veriyorsun öte ucundan çevirisi çıkıyor” kabilinden ya da bir tür “sözlük” olarak tahayyül edenler var ki, onların bu düşüncelerini değiştirmek galiba zaman alacak. Fransız ATAA meslek örgütü (http://www.traducteurs-av.org/droits_dauteur.htm) resmî sayfasında görsel-işitsel çeviri yapan çevirmenleri doğrudan “yazar” olarak niteliyor ve bu sebeple de bu çevirmenlerin maddi-manevi haklarının diğer “fikir eseri sahipleri” ile (yazarlar, besteciler vs...) haklarıyla bağıntılı olduğunun altını çiziyor. Peki “eli yüzü düzgün” bir çeviri kaç gün sürer? Profesör Georg-Michael Luyken 1991 yılında yaptığı önemli bir araştırmada “sahih” bir altyazı çevirisinin ortalama beş günde (40-50 saat) yapılması gerektiğini belirtir (Bizlerle tanışsaydı herhalde dünyası alt üst olurdu!). İşte aslında dublaj ve altyazı çevirisi ve çevirmenliği nedir sorusunun “kâğıt üzerindeki” mümkün olan en kısa açıklayıcı cevabı budur.


“TELİF HAKKI”NDAN NE ANLIYORLAR?
Yasal açıdan, FSEK’e göre altyazı çevirisi-edebi çeviri gibi bir ayrım yoktur. “Fikir eseri” olarak kabul edilen bütün çeviriler (sadece teknik çeviriler bunun dışındadır) “işleme eser” ve bunların sahipleri de “işleme eser sahibi” olarak geçer. Üstelik telif hakkı hem maddi hakları hem de manevi hakları kapsar ve manevi hakların başında da çevirmenin adının esere yazılması gelir. Bırakın maddi hakları, bugün özel televizyonların hepsi ve dağıtımcı şirketlerin çoğu filmlerin sonuna çevirmenin adını yazmaktan kaçınmaktadır. Düşünün, bir dağıtımcı şirket veya özel televizyon yasayla güvence altına alınmış bir “manevi hakkı” sözleşme yoluyla, üstelik de “sözleşmelerdeki yasaya aykırı maddeler geçersizdir” gerçeğini bile bile gasp etmeye çalışıyor. Korsana savaş açmış bu dağıtımcı şirketler için çevirmenin telif hakkı çeviri karşılığı çevirmene “bir defalığına mahsus olmak üzere” ödenen paradır (Bunu kısaca, “Sana 400 YTL verdim, çevirmen parçası bu bile çok sana ama inşallah bu filmin DVD’sinden, televizyon haklarından deveyi hamuduyla götüreceğim” düsturuyla özetleyebilirim). Öncelikle şunun bilinmesi gerekiyor ki telif hakkı, “alınan mal ya da hizmet karşılığı ödenen ücret” demek değildir, yani ücretini ödeyip bir “eserin” ya da “işleme eserin” sahibi olamazsınız. O eserin ancak ve ancak “telifini ödemek kaydıyla” çoğaltma ve yayma hakkına sahip olabilirsiniz. Yasa aksini söylemesine rağmen, dağıtımcı şirketler çeviriye mobilyacıdan aldıkları bir masaymış gibi davranmak istiyor, yani ister kullanır, ister satar. Açıkçası şunun peşindeler; “Ben bu çeviriye para verdim, artık benim oldu, istediğimi yaparım.” Öyle mi? Ben de bu DVD’ye 40 YTL saydım, ne var 1 000 tane çoğalttıysam? Verdim ya parasını! Üstelik bedavaya da çoğaltmıyorum, masraf yapıyorum. Bu iki mantık arasında ne gibi bir fark var?
Özel televizyonlarda da durum pek farklı değil, kendilerine yapılan çevirilerin DVD’lerini yayınlarken “Ne telifi? Vermiştim ya parasını!” şiarıyla birer “korsan” gibi davranmaya devam ediyorlar. Anlı şanlı “film” festivallerimizin bir kısmı da kendi çevirmenini dağıtımcı şirketlere peşkeş çekmekle, üniversite öğrencilerine çeviri yaptırıp bir kuruş ücret ödememekle meşgul. Peki çevirmen nasıl peşkeş çekilir? Festival rakamı üzerinden festivale çeviri yaparsınız (bir film ortalama 200-250 YTL), paranızı festivalden alıyormuş gibi görünürsünüz ama aslında o parayı, filmin Türkiye haklarının sahibi olan dağıtımcı şirket öder (bu kısmı elbette size söylenmez) ve sonra da filmi ister DVD’ye basar, ister televizyonda kullanır. Böylece hem festivalin işi görülür, hem de dağıtımcı iyi bir çeviriyi daha ucuza “kapatmış” olur. Ya da bu festivaller ellerindeki çevirileri birbirleriyle paslaşırlar. Dolayısıyla bir festivale yapılmış çeviri bir de bakmışsınız ki üç festivale daha gitmiş. Neyse ki bunun dışında kalanlar da var; IF, Antalya Altın Portakal ve Avrupa Filmleri (Gezici Festival) festivallerinin tutumları, hem koordinatör Oktay Bulgay’ın emeği hem de bu festivallerin yöneticilerinin anlayışı sayesinde son derece olumlu. Çevirmenlerine sözleşme sözünü “sözlü” olarak vermiş olan IKSV de verdiği sözleri yerine getirdiği takdirde çevirmenlerin haklı davasına son derece olumlu bir katkı sağlanmış olacağın kanaati taşıyoruz. Sorunlarımız bugünden yarına çözülebilecek basitlikte değil. Yukarıda kısacık değindiğim bir-iki çerçeve dahi bu sorunların çözümünde ilk adım olarak bir Meslek Birliğinin, yani kurumsal bir yapının ne kadar hayatî bir öneme sahip olduğunu sanırım ortaya koymuştur.


ÇEVİRMENLERE ÇAĞRI
Altyazı veya dublaj çevirisini bir meslek olarak gören, meslekî haklarının bireysel olarak değil ortak bir çatı altında savunulabileceğini düşünen bütün deneyimli-deneyimsiz çevirmenlere çağrımız şudur; gelin, meslek birliğimizi hep birlikte kuralım. “Eğer sen yoksan, bir kişi eksiğiz”. Bizimle temas kurmak isteyenler admebirlik@gmail.com adresine açık ad soyadlarıyla birlikte e-posta gönderebilirler.


SEYİRCİYE ÇAĞRI
Sayın Seyirciler! Ekranda gördüğünüz çeviriyi elbette bir “çeviren” vardır ama unutmayın ki bu kişi “çevirmen” olmayabilir. Çevirmenlerin daha nitelikli işler çıkarmasını istiyorsanız, daha nitelikli çeviriler istiyorsanız “çevirmeninizi isteyin!” İzlediğiniz kanaldan ya da izlediğiniz filmin dağıtımcısından isteyin! Bu kurumların yetkililerine ister e-postayla, ister telefonla ulaşıp “Kimdir falanca filmin çevirmeni, neden adını yazmıyorsunuz?” diye sormanızın bile bizim aylarca sürecek görüşmelerimize bedel olduğunu lütfen unutmayın!
İşçi Filmleri Festivalinde herkese iyi seyirler!


Sertaç Canbolat