Hollywood 'un sesi, Türkiye Gazetesi 'nde
''Türkçe'yi en iyi konuşan insanlar olmalıyız''
Sungun Babacan, bu hafta Pazar Kahvesi’nin konuğu oldu, Tom Cruise, Jean-Claude Van Damme, Nicholas Cage, Bruce Willis, Kevin Costner gibi sanatçıları; Herkül, Superman gibi karakterleri onun sesiyle tanıdık.
Hollywood’un ünlüleri evlerimize onların sesleriyle misafir oldu. O kadar ki; seslerini duyduğumuzda “Tom Cruise veya Bruce Willis konuşuyor” diye uzaktan koştuk geldik ekran karşısına. Türk filmlerinde Türkçe’nin güzelliğini, duruluğunu onlarla birlikte yaşadık ve çok beğendik. Filiz Akın’ın masum duruşuna bir ustanın sesi, Cüneyt Arkın’ın oyun gücüne yine güçlü bir ses anlam yükledi. Arkası yarınları, reklâmları, radyo tiyatrolarını, filmleri sahibini sadece isim olarak bazen de onu da bilmediğimiz seslerle sevdik. Sesin sahibini hep merak ettik.
KAHRAMANLARI GİBİ TİPLER HAYÂL ETTİK
Sungun Babacan, kısa bir dönem tiyatro tecrübesi olsa da, tiyatro kökenli bir seslendirmeci değil. Şu anda sadece seslendirme işiyle uğraşıyor ve işini çok seviyor. Yeni başlayan gençlere de aynı şeyi söylüyor; “İşinizi sevin ve layıkıyla yapın; yoksa yapmayın”. Film, dizi, reklam ve belgesel seslendirmesi yapan Babacan, Türkçe’nin bozulmaması için de çaba gösteriyor “Bizim bir misyonumuz var” diyor. Babacan, eskiden kanal sayısı azken dublaja daha fazla zaman ayrılıp özen gösterildiğini, ama artık çok kanal ve seslendirilmesi gereken çok materyal olduğunu, zamana karşı yarıştıklarını belirtiyor: “Özel kanallar açıldıktan sonra hem teknoloji gelişti hem de biz daha süratli olmaya başladık. TRT döneminde 16 mm film çalıştığımızda mesela Dallas dizisinin bir bölümü için sabah saat 10.00’da kayda girerdik. Öğleden sonra saat 4’te biterdi. Bu son dönem Dallas yine gösterilmeye başlandığında ben Boby Ewing’i konuştum. Şimdi 2.5 saatte 5 bölümü konuşup bitiriyoruz. O zaman haftada bir gün yayınlanan dizi şimdi haftanın her günü yayınlanıyor.”
Bu pazar bir seslendirme stüdyosunda ve yılların seslendirme sanatçısı Sungun Babacan ile bir Pazar kahvesi içeceğiz. Buraya geldiğimde seslendirme yapıyordu. Bir an karşımda duran benimle konuşan, Sungun Babacan değil de, sanki Tom Cruise, Brad Pitt, Superman ya da çocukluğumuzun çizgi kahramanları sandım. Birçok ünlünün sesini karşınızda görmek çok değişik bir duygu. Biraz da seslendirme izleme şansını elde ettim. Sungun Babacan “Maymun” isimli filmde Bruce Willis’i seslendiriyor. Bruce Willis akıl hastanesine düşen bir karakteri canlandırıyor. Her türlü duygunun yaşandığı böyle bir rolde sesleri yakalamak, ağlamak, ardından gülmek sesin bir anda yükselmesi, düşmesi oynamadığın bir filme ruh vermek gerçekten çok güç.
ROLLERİ SÂHİPLENMEM
-Sohbetimize başlarken; bize seslendirme yapmaya nasıl başladığınızı anlatır mısınız?
-1970 yılında TRT Ankara Radyosu Çocuk Saati’ne girdim ve uzun yıllar boyunca, Çocuk Saati, Çocuk Radyosu, Arkası Yarın gibi programlarda çalıştım. Sonra, televizyonda seslendirme yapmaya başladım. Bir yandan çocuk programları yaparken diğer yandan da TRT’de seslendirme yapıyordum. Bir süre sonra TRT’de çevirmenlik ve yönetmenlik yapmaya başladım. Özel kanallar açılmaya başladı ve bundan 14 yıl önce de İstanbul’a geldim.
-Biz Tom Cruise’u sizin sesinizle daha çok beğendik ve sizi onunla özdeşleştirdik
-Daha sonra Brad Pitt , Kevin Costner, Tom Hanks, her ne kadar kendisine benzemiyorsam da Superman’i konuştum. Aslında bu rollerin hiçbirini sahiplenmeyi istemiyorum. Belki sizin kulağınızda bu karakterler benim sesimle kalmış olabilir ama ben konuşuyorum diye bir rolü sahiplenmek bana doğru gelmiyor. Bir karakter için beni arıyorlar bazen müsait olmadığımda bir başka arkadaşım konuşuyor. Veya Ben İstanbul’da olduğum için, Ankara’da bir başka stüdyoda aynı kişiyi bir başka arkadaşım konuşuyor. Tersi de mümkündür.
TRT’DE YETENEKLER KEŞFEDİLİRDİ
-Biz sizlerin seslendirdiği dizileri ve filmleri zevkle seyrediyoruz. Fakat şimdi ben de burada bizzat şahit oldum ki; bu çok ciddi ve emek isteyen bir iş ve aynı zamanda da bir birikim ve bilgi gerektirdiği de çok aşikâr; Bu işin bir eğitimi var mı?
-Seslendirme daha çok devlet tiyatrosu veya özel tiyatro sanatçıları, TRT çocuk saatinden yetişenler tarafında yapılıyor. Mesela ben bir metne duygu katmayı çocuk saatinde aldığım eğitimle öğrendim diyebilirim. Bize düz bir metin verilirdi ve bizden bu metni ağlayarak, gülerek veya öfke ile okumamız istenirdi. Yani; en azından eskiden TRT’de yetişenler için şunu söyleyebilirim ki; sizde bir yetenek keşfedilir ve bu geliştirilirdi. Siz de onun üstüne bir şeyler koyarsınız. Zaten tiyatro sanatçısı iseniz kusursuz Türkçe konuşmanız gerekir. Yine bu işi iyi yapabilmek için, insan duygularından haberdar olmanız gerekir. Adam “ağlıyor mu” , “gülüyor mu” , “öfkeli mi” , “korkuyor mu” bütün bunları bilmeniz gerekiyor. Bir de ben biraz hem kültürel olarak bir alt yapı hem de iyi bir işlek zekânın seslendirme işinde başarıya yardımcı olduğuna inanıyorum. Çünkü bazen stüdyoda hemen kararlar vermek zorunda kaldığınız anlar oluyor. Ya da herhangi bir belgeselin anlatımında çevirmen arkadaşımızın yapmış olabileceği bir hatayı anında düzeltebilmek için yeterli kültürel birikime sahip olmalısınız.
-Siz dizi, film, belgesel ve reklâm da seslendiriyorsunuz. Sanırım her biri farklı bir tecrübe.
-Belgesel seslendirmek düz metin okumasını, değerlendirmesini iyi bilmek demektir. Her film seslendiren bu konuda çok da iyi olsa belgesel konuşamaz veya iyi bir belgesel seslendirmesi yapan bir kişi de film seslendirmesi yapamaz. Türkçe’si çok iyidir ama stüdyoya girdiğinde “adam ağlıyor mu gülüyor mu” işte bunu yansıtmakta zorlanır. Şunu demek istiyorum: birini iyi yapan diğerini de iyi yapar diye bir şey yok. Reklâm işi ise çok ayrı bir konudur. Reklâm seslendirmek çok daha fazla konsantre olmayı gerektirir. Anlatmak istediğiniz şeyi 6 kelime ile anlatacaksınız ve rejideki herkesi ki her biri kafasında farklı bir şey kurup gelir, etkileyeceksiniz ve beklentileri doğrultusunda tatmin edeceksiniz.
-Sadece seslendirme yapanlar değil, iş adamları, politikacılar da sesi iyi kullanmalı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
-Allah herkese ses telleri vermiş. Önemli olan size verilen enstrümanı sizin kullanma biçiminiz. Şöyle ki; sizin elinizde de benim elimde de bir keman olsun. Ben ondan iğrenç sesler çıkarabilirim ama siz çok güzel çalabilirsiniz. Biraz gırtlağı, ses telini doğru kullanmak gibi geliyor bana. Allah’ın size verdiği güzel bir şeyler de var ama onu kullanmayı bilmekde önemlidir.
-Sese duyguyu çok iyi yansıtıyorsunuz...
-Tecrübe ve konsantrasyon işin çok önemli bir parçası. İşinizi sevip layıkıyla yapmaya çalışacaksınız. Ben kafamı kaldırmadan, yani filme hiç bakmadan bir filmin seslendirmesini bitirebilirim. Siz bunu anlayamazsınız. Ama filmi görmek lazım. Sonraki sahne nasıl olacak, kişiler ağlayacak mı gülecek mi kızacak mı bağıracak mı bunu görmek lazım. Şunu yapabilmeniz gerekiyor; Tom Cruise, Brad Pitt gibi bir jönü konuşurken aynı zamanda da bir ruh hastasını, bir katili, bir psikopatı da konuşabilmek için hazır olmalı ve yeterli konsantrasyonu göstermelisiniz. Bu da işinizi sevmekle, layıkıyla yapmakla alakalıdır.
STÜDYODA KİRAYI DÜŞÜNMEYECEKSİN
-Bir anda gülerken bir anda ağlamak nasıl oluyor?
-Ben hep gençlere bir şey söylerim: stüdyoya girdiğiniz zaman artık her şey değişmiştir; ev kirasını nasıl vereceğinizi, ayağınızı sıkan ayakkabınızı ve bütün düşüncelerinizi bir kenara bırakabilmelisiniz; sadece işinize konsantre olmalısınız. Ondan sonra televizyonun içine girip o adam olmaya çalışacaksınız. Sonra zaten gerisi geliyor; güldüğü zaman gülüyorsunuz; ağladığı zaman ağlıyorsunuz; bağırdığı zaman bağırıyorsunuz.
-Seslendirme konusunda dünyanın önünde olduğumuz söylenir.
-Bakın biz burada Amerikalılar, İngilizlerle, Almanlarla, Fransızlarla çalışıyoruz. Bize kaç gündür prova yaptığımızı sorduklarında, mahcup oluyorum; yapmadık diyemiyorum; bazen mecburen söylediğimde dehşete düşüp inanamıyorlar.
USTALARI KÜSTÜRDÜK
-O zaman son derece yetenekli bir kitle var.
-Yetenekli insanları küstürmemek, emeğinin karşılığını vermek, uygun şartları sağlamak lazım; en azından dışarı çıkıp dinlenirken bir çay kahve içilebilecek bir ortam gerekir. Bunları bile bulamadığımız stüdyolar var. Ustaları küstürdük. Gençler iyi yetişmeden cepheye sürülüyor. Hal böyle olunca da dünyada artık bu konuda ileri değiliz. Eskiden bir gün Rock Hudson ertesi gün uşak konuşan ustalar vardı. Şimdi yok.
-Türkçemiz adına televizyonların, seslendirme sanatçılarının da sorumlulukları var mı?
-Ben bu konuda bizim bir misyonumuz olduğuna inanıyorum. Varoşlardaki çocuk annesinden babasından “gelcem gitcem” duyuyor “gelyom lan” diyor; 150 kelimeyle konuşuyor. O çocukların hatta anne babaların doğru Türkçe’yi duyma konuşma ve benimseme konusunda tek şansları biziz; böyle bir misyonumuz var bizim. Türkçe’yi en iyi konuşan insanlar olacağız; onlar da bizden en doğrusunu öğrenip o biçimde kullanacaklar.
-Bu konuda kanallara da iş düşüyor o zaman.
-Bu konuda halkımıza da iş düşüyor. Kaliteli olanı tercih etmeli, olmuyorsa da tepki göstermeli. Her şey onlar için yapılıyor. Seçici davranmalılar.
BU SESİ BİR YERDEN TANIYORUM AMA...
-Çarşıda, pazarda, takside insanlar sizi duyduklarında sesinize tepkileri nasıl oluyor?
-Öncelikle beni televizyonda veya filmlerde çok fazla görmedikleri için sesle yüz arasında bağlantıyı kuramıyorlar ama “ben bu sesi bir yerden tanıyorum” diyorlar. Ben de insanların bu merakını hissediyorum ve çok eğleniyorum.
-Ben seslendirme işini bir sanat olarak görüyorum. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Bunu tiyatrocular pek kabul etmez; seslendirmenin bir sanat olmadığını söylerler. Onlar “daha önceden yapılmış bir şeyi taklit ediyorsunuz” derler. Ama şöyle bir husus var: bir karakteri iyi bir adam konuştuğu zaman onun yaptığı sanat olur; kötü bir adam konuştuğu zaman da aradaki fark belli olur, onun yaptığı iş “zanaat” olur.
FİLMLERİ DUBLAJLI SEYREDEMİYORUM
-Şu anda özel kanalların sayısının hızla artmasına bağlı olarak sanırım çok fazla iş var. Hal böyle olunca kalite nasıl korunuyor?
-Ben size bir şey söyleyeceğim: benim evimde digitürk var ve bütün kanallar orijinale ayarlı. Yani dublaj seyredemiyorum. Kalitenin düştüğüne ve gün geçtikçe bu düşüşün daha da hızlandığına inanıyorum. Günümüzde gençler çalışırken etraflarında ustaları görme şansları her zaman olmuyor.
-Sebep?
-Birincisi; bu çok yıpratıcı bir iş; belli bir süreden sonra insan götüremiyor ve daha seçici davranmaya başlıyor. Bir başka sebep: Birçok usta artık evinde oturuyor ya da reklam seslendirme veya televizyonların tanıtım seslendirmeleri gibi kupon işlerlerle uğraşıyorlar; onları küstürdük. Haklarımızın korunması, şartlarımızın iyileştirilmesi için bundan 4 sene önce bir boykot yapıldı. Sonuç ne oldu biliyor musunuz? Sen yapmazsan ben sokaktan geçen adama da yaptırırım zihniyetiyle hareket ettiler; sokaktan geçen adama yaptırmaya başladılar; sonucu da televizyonlarda görüyorsunuz.
-Eskiden gerektiğinde seslendirme yapan kişi uçakla getirilirdi
-Eskiden seslendirme sanatçılarını tanırdık. Ses değişmelerine de tepkili olurduk. “Bu ses olmamış” derdik.
Bu konuda TRT’nin hakkını vermek lazım. Her dizi veya film sonunda seslendirenlerin isimleri yazardı. Şimdi bırakın seslendirenlerin isimlerini yazmayı, zaman kazanmak için son jeneriği bile vermiyorlar. Her şey reklâm için. Eskiden eğer gerekirse seslendirme yapacak kişi uçakla getirilirdi. Yapılan işe önem verilirdi. Dallas dizisinde Bayan Ely karakterini Nurşen Girginkoç konuşurdu. Hastalandı. Yönetmen teybi aldı; hastaneye gitti; konuşturdu; sonra kelimeleri tek tek montaj yaptırdı.
-Kalitedeki düşüşü gençler açısından nasıl değerlendirirsiniz?
-Pek çok neden bir arada söylenebilir. Gençlerin bu işlerden tatminkâr para kazanamamaları, zaman zaman ödemelerini almakta sıkıntı çekmeleri, işi çok fazla ciddiye almamaları, artık stüdyoda ustalarını göremedikleri için kendi yağlarıyla kavrulmaya çalışmaları, kanalların dublaj konusunda cimri davranmaları en iyi işi en ucuza yaptırmaya çalışmaları gibi sebepler sayabiliriz.
Sungun Babacan Ve Sagopa Kajmer
youtube'da Sungun Babacan videoları çoğalıyor
http://www.youtube.com/results?search_query=sungun+babacan&search_type=&search=Search