Living & Dying
oyuncular ve seslendirenler
Tamer Karadagli ... Nicholai Duca kendi sesi
Michael Madsen ... Agent Lind Yılmaz Meydaneri
Edward Furlong ... Sam Deniz Oral
Arnold Vosloo ... Det. Rick Devlin Ahmet Nasıroğlu
Yelda Reynaud ... Det. Catherine Pulliam Arzu Balkan
Deniz Akkaya ... Anne Noble Özden Ayyıldız
Curtis Wayne ... Karl Schroder Uğur Taşdemir
Almula Merter
Funda Ersin
Ragıp Yavuz
İsmail Bozkurt
M.Ali İşgüdar
Tarkan Koç...
* Syn. Uğur Taşdemir'e teşekkür ederiz
Yazan & Yöneten: Jon Keeyes
Production Companies
New Films International
Hermès Film
Highland Myst Entertainment Inc.
Executive Producers
Hermes Film
Sezin Hason, Elif Dağdeviren, Bülent Helvacı
Produced By : Nesim Hason, Brandon Baker, Ron Gell

Living & Dying / Ölümle Dans yapım ve çekim aşamasındayken...
Karadağlı'yla Amerika'daydık
Dallas'ta çekilen Living&Dying filminin setine konuk olduk. Bu yıl Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde agresif tavırlarıyla tepki çeken Michael Madsen, Mumya filmiyle tanınan Arnold Vosloo gibi ünlü oyuncuların yer aldığı filmde Tamer Karadağlı önemli bir rol üstleniyor. 

Karadağlı Michael Madsen'dan bile kötü!
Dallas'ta çekilen Living&Dying adlı filmin setinde yalnızca Pazar SABAH vardı. Tamer Karadağlı filmde 'kötü adam'ı oynuyor.
Dünyanın neresinde olursa olsun hemen her oyuncu bir Amerikan filminde oynamanın hayalini kurar. Türk oyuncuların çoğu da bu hayali paylaşır. Bu nedenle olsa gerek Stonelock Pictures'ın yönetim kurulu başkanı Beni Attori, Türkiye'de "Gılgamış" adlı bir film çekeceğini ve filmde de Türk oyuncuları oynatacağını söyleyince herkesi bir heyecan sarmıştı. Bir süre devam eden Gılgamış rüzgarı, hayal kırıklığından başka bir şey bırakmadan gündemi terk etti. Türk oyuncuların Hollywood filminde oynama ümidi de bir başka bahara kaldı. Aslında herkes Gılgamış'ı konuşurken Elif Dağdeviren ve Bülent Helvacı'nın ortağı olduğu Hermes Film Productions, New Films International'la Amerika'da çekecekleri gerçek bir Hollywood filmi için yol almaya başlamıştı bile. Hermes Film Production, bağımsız sinema yapmayı tercih eden Jon Keeyes'in yazıp yönettiği "Living&Dying" (Yaşamak ve Ölmek) adlı filmin yapımcılığının yüzde kırkını üstlenince Türk oyunculara da Amerika yolu açılmış oldu. Geçtiğimiz ekim ayında, Dallas'da çekilen filmde Tamer Karadağlı önemli denebilecek bir rol üstleniyor. Karadağlı'nın yanı sıra Yelda Reynaud ve Deniz Akkaya da filmde rol alan diğer Türk oyuncular. Biz de Pazar SABAH olarak Dallas'ın yolunu tuttuk ve Living&Dying filminin setine konuk olduk.
KARAVANDAN ÇIKMAYAN 'JÖN'
Filmin başrollerini, geçtiğimiz aylarda Antalya Altın Portakal Film Festivali için Türkiye'ye gelen ve asi tavırlarıyla herkesin dikkatini çeken Michael Madsen, Mumya filmiyle hafızalara kazınan Güney Afrikalı oyuncu Arnold Vosloo, genç yetenek Edward Furlong ve Çin'den Hollywood'a transfer olan Bai Ling paylaşıyor. Her ne kadar adı başrol oyuncuları arasında geçmese de Tamer Karadağlı oynadığı zengin işadamı "Duca"yla önemli bir rol üstleniyor. Biz sette neler olup bittiğini görmek için Dallas'a gittiğimizde Edward Furlong ve Bai Ling sahneleri tamamlandığı için şehirden ayrılmıştı. Ağırlıklı olarak Michael Madsen, Arnold Vosloo ve Tamer Karadağlı'nın sahneleri çekiliyordu. Sette dikkati çeken ilk şey tüm ekibin, oyuncuların rahatı ve konforu için
uğraşmasıydı. Setin bir kenarına yerleştirilen masalarda kekten, koladan renkli sakızlara kadar her şey "ya oyuncunun canı çekerse" diye hazır bekletiliyordu. Ayrıcalıklı oyuncular için, sahne aralarında dinlenebilmeleri, her birinden iki, üç adet hazır bulundurulan kostümlerini değiştirebilmeleri için birer karavan hazırlanmıştı. Bizim bulunduğumuz günlerde bu ayrıcalıklı oyuncular Michael Madsen, Arnold Vosloo ve Tamer Karadağlı idi. Üç günümüzü geçirdiğimiz sette Michael Madsen'ı çekimler dışında hemen hiç görmedik desek yeridir. Zamanının çoğunu karavanında geçiren Madsen ancak kendi sahnesi geldiğinde dışarıya çıkıyor ve sahnesinin bitiminde yine soluğu karavanında alıyordu. Çekimlerdeki performansı ise tek kelimeyle muhteşemdi. Yalnız sette kulak kabarttığımız konuşmalara göre ünlü oyuncu, rol aldığı filmlerde canlandırdığı karakterlerin kendi oğullarına kötü örnek olduğuna inanıyormuş. Bu nedenle sinemayı bırakmayı bile düşünüyormuş. Arnold Vosloo ise etrafına pozitif enerji saçıyor. Son derece mütevazı ve başından geçen herhangi bir olayı anlatırken bile oyunculuğunu konuşturuyor.
BİR YIL SONRA VİZYONDA
Tamer Karadağlı'ya gelince... Adeta tüm seti kendisine hayran bırakmış demek hiç de yanlış olmaz. Sahne aralarında ekiple şakalaşan, onlara Robert De Niro taklidi yapan, yemeklerini karavanında yemek yerine tüm ekiple birlikte yiyen Karadağlı'nın oyunculuk yeteneği ise herkesten tam not aldı. Karadağlı'nın eşi Arzu Balkan da tüm çekimler boyunca eşini hiç yalnız bırakmadı. Eşinin rahat etmesi ve herhangi bir sorunla karşılaşmaması için elinden geleni ardına koymadı. Hatta bu arada bir sahnede figürasyon olarak rol bile kaptı. Living&Dying'i (Türkçesi 'Yaşamak ve Ölmek ama Türkiye'de hangi adla oynayacağı belli değil) merak edenlerin 2006 sonbaharına kadar beklemeleri gerekiyor. Filmin yapımcı ortaklarından Elif Dağdeviren, önümüzdeki aylarda Amerika'da başka filmler de çekmeye hazırlandıklarını söyleyerek diğer Türk oyunculara Amerika kapısını açtıklarının müjdesini verdi. Bu kapıyı ilk aralayan ve daha şimdiden Amerikalılar'dan başka film teklifleri de almaya başlayan Tamer Karadağlı'yla filmi ve rolünü konuştuk...
Tarantino'yla Tanışacak
- Sizin için hikaye nasıl başladı?
- Bir gün Elif Dağdeviren aradı ve New Films International'dan bir yapımcının benimle görüşmek istediğini söyledi. Buluştuğumuzda Amerika'da çekilecek olan Living&Dying adlı filmdeki Duca rolü için beni düşündüklerini söylediler. "Bir Tutam Baharat"ı izlemişler, oradaki performansımı çok beğendikleri için benimle görüşmek istemişler. Tabii İngilizcemin çok iyi olması da önemli bir etken olmuş.
- Siz bu filmde ilk defa kötü bir karakteri canlandırıyorsunuz. Nasıl bir deneyimdi?
- Evet, filmin kötü adamıyım. Zengin, güçlü ve bütün şehre sahip olan, karanlık işlere karışan bir adam Duca. Kötü karakteri oynamak paletimdeki farklı bir rengi kullanmamı sağladı. İnşallah insanların hoşuna gider, beklentilerini karşılar. 
- İki ünlü sanatçı Michael Madsen ve Arnold Vosloo ile karşılıklı sahneleriniz var. Çekimlerde gördüğümüz kadarıyla bu sahnelerde bayağı bir kapıştınız...
- Benim neredeyse bütün sahnelerim Michael Madsen'la. Arnold'la da çok sahnem var. Üç karakterin; yani ben, Michael ve Arnold'un bir araya geldiği bağırmalı çağırmalı bir sahne var. Çok güzel, keyifli bir sahne oldu.
'ÇOK İYİYDİN, SEN DE ÖYLE!'
- Hatta zaman zaman replikleriniz, vücut dilinizle de birbirinize meydan okuduğunuz anlar oldu...
- Bir şeyler inşa etmek gibiydi. Onlar doğaçlama yapmaya başlayınca ben de başladım ve sahne alkışlarla bitti. Herkes birbirini kutladı, "Harika oldu, süper oldu, çok iyiydin, sen de çok iyiydin" diye.
- Michael Madsen'ı Türkiye'de siz seslendiriyorsunuz...
- Evet. "Rezervuar Köpekleri"nde ve birkaç filmde daha Michael'ı seslendirdim. O da "Peki ses tonunu nasıl yaptın?" diye sordu. Çünkü kısık bir ses tonu var onun. Ben de onun gibi konuşmaya başladım, çok hoşuna gitti. Bunun üzerine Rezervuar Köpekleri'yle ilgili kimsenin bilmediği hikayeleri anlattı bana.
- Türkiye'de pek hoş olmayan şeyler
yaşadı. Bunlarla ilgili konuştunuz mu?
- Çok kötü bir döneminde Türkiye'deydi. Karısı doğum yapmak üzereydi, komplikasyonlar olmuş, hastaneye kaldırılmış. Aslında çok duygusal bir adam ve kendisini affettirmek istiyor. "Mutlaka ailemi de alıp Türkiye'ye gelmek istiyorum" dedi.
- Bu film Türkiye'ye gelince seslendirme yapılması gerektiğinde ne olacak? Michael Madsen'ı kim seslendirecek?
- Bilmiyorum gerçekten ne olacak, onu Michael'la da konuşup esprisini yaptık. Herhalde önce kendimi konuşacağım sonra sesimi değiştirip Michael'ı konuşacağım (gülüyor).
- Dallas sokaklarında yürüyen herhangi biri kadar Teksas aksanına sahipsiniz. Bunu nasıl başardınız?
- Yönetmen Jon Keeyes'le telefonda ilk konuştuğumuzda nasıl bir aksan istediğini sordum. Filmin Teksas'ta geçeceğini bildiğim için Teksas aksanıyla konuşuyordum; "Şu anki aksanın çok iyi" dedi. Hatta bir ara sette abartmaya başladım! En sonunda o da gelip "Kovboy filmine döndü, biraz daha törpüle de şehirli bir Teksaslı olsun" dedi.
- Ekiptekiler başta Türk olduğunuza inanmamış galiba...
- Evet, birçoğu başta inanmadı. Teksaslı bir oyuncu geldi diye düşünmüşler. Hatta "Teksaslı'sın ama görev için mi Türkiye'desin?", "Eşin Türk, o yüzden mi orada oturuyorsun?" gibi sorular sordular.
- Bu filmde rol alarak Amerikan Oyuncular Sendikası'na da üye olmuş oldunuz, değil mi?
- Evet çünkü Amerika'da bir film çektiğiniz zaman üye olmak zorundasınız. Ama bu demek değil ki sadece Amerika'da oyunculuk yapacağım, kendi ülkemde de film çekeceğim.
- Sette sizi Robert de Niro'ya benzettiler...
- Aaa ne güzel! Robert de Niro benim çok beğendiğim bir oyuncu. Ama daha çok var ya... Onların iyi niyetinden kaynaklanan bir şey. Bana da "Senin Sopranos'ta oynaman gerekiyor" ya da "Martin Scorsese ile çalışman lazım" gibi şeyler söylediler. Madsen da Quantin Tarantino ile tanıştıracağını söyledi.
Elif Dağdeviren Hollywood'a el attı
![]()
![]()
Beyza'nın Kadınları sırları bol olan bir film. Biz o sırların ortaya çıkmasını istemiyoruz. Bunun nedeni ise filmin, insanların.
Elif Dağdeviren yıllarca Amerika'da yaşamasının meyvelerini toplamaya başladı. Dağdeviren, Living and Dying adlı Hollywood filmine ortak oldu. Üstelik Dağdeviren, ortak olmak için şart bile öne sürdü. Şartları kabul edilen Dağdeviren sonunda ünlü Amerikan yapım şirketi New Films ile ortaklık anlaşması imzaladı. Çekimler eylül sonunda Amerika'da başlıyor. Vizyon ise 2006 yazında. Filmin başrolünde Sincity ve Kil Bill 2'de de rol alan Michael Madsen bulunuyor. Elif Dağdeviren, Yeşilçam'da da bir büyük filme de ortak oldu. Dağdeviren çekimleri geçtiğimiz günlerde başlayan Beyza'nın Kadınları'nın büyük ortağı...
İlk sinema filminiz Beyza'nın Kadınları'nı üç ortaklı çekiyorsunuz. Çok mu pahalı bir prodüksiyon?
Bülent Helvacı ile Hermes Film'i kurduktan sonra ortak olacak bir film arıyorduk. Bir yıl içinde 30'a yakın senaryo geldi ama biz en çok Mustafa'dan (Altıoklar) gelen Beyza'nın Kadınları'nı sevdik. Bu filmin proje babası Cüneyt Ortan. Cüneyt'in şirketi Ki Production filmin fikir ortağı. Evet, Beyza'nın Kadınları pahalı bir proje. Altıoklar Film ile biz parasal bütün kaynaklarımızı birleştirerek filmi çekmeye karar verdik.
DÜNYA İZLEYECEK
Duyduğuma göre New Films'e de okutmuşsunuz senaryoyu. Neden?
Evet, New Films ile de bir Hollywood yapımı filme ortak oldum. Living And Dying'i birlikte çekeceğiz. Beyza'nın Kadınları için onların da fikrini almak istedim. Ayrıca Amerikalı bir dağıtım şirketinin fikrini de aldım. Filmin dağıtımında daha sora bir sorun yaşanmasın diye.
O halde Beyza'nın Kadınları'nın uluslararası bir dağıtımı olacak..
Evet, filmi sadece Türkiye'de değil olabilecek kadar çok sayıda ülkede gösterime çıkarmak istiyoruz. Bunun için Amerikan dağıtım şirketiyle bir ön protokol yaptık.
Oyuncularınızla 'gizlilik anlaşması' yapmışsınız. Neden gerek duydunuz buna?
Beyza'nın Kadınları sırları bol olan bir film. Biz o sırların ortaya çıkmasını istemiyoruz. Bunun nedeni ise filmin, insanların belleklerine parça parça değil bir bütün halinde yer etmesini istiyoruz. Ayrıca üç ayrı final çekeceğiz ve oturup izledikten sonra hangi finalin filmin içinde yer alacağına karar vereceğiz.
Ne gibi sırlar?
Şu kadarını söyleyebilirim. Temel İçgüdü tarzında polisiye- gerilim türü bir film olacak.
Gizlilik anlaşmasını bozan olursa?
getirilmek zorunda. Tazminat ödenmesi gerekir. Ne kadar olduğunu hiç sormayın. Çünkü oyunculara filmimizle ilgili 'konuşmayın' derken, onları ilgilendiren bir konuda konuşamam.
Peki biraz da Amerikan New Films ile birlikte çekeceğiniz Living and Dying'den söz edebilir misiniz? Örneğin sizi nereden tanıyorlardı?
Biliyorsunuz ben uzun zaman Amerika'da yaşadım. Orada tanıdığım birçok kişi var. Tabii onların da tanıdığı birçok kişi var. New Films ile bu şekilde irtibata geçtim. Living and Dying için New Films ile yapım ortaklığı kurduk. Senaryoyu ben seçtim. Tamamen Hollywood yapımı, polisiye-gerilim filmi olacak. Bu filme ortak olmam için üç şartım vardı. Birincisi filmin afişlerini Emrah Yücel'in yapmasıydı; ikincisi filmin müziklerine Rahman Altın'ın imza atmasıydı; üçüncüsü ise iki Türk oyuncunun filmde yer almasıydı. Bu şartlarım kabul edildi ve ortaklık anlaşması imzaladık.
DENİZ OYNAYACAK
Türk oyuncular kimler?
Tamer Karadağlı ve Deniz Akkaya. Bazı haberler okudum. 'Deniz Oliver Stone sayesinde Hollywood filminde oynacak' şeklinde. Bu gerçek değil. Deniz, Hermes Film sayesinde Living and Dying'de oynayacak.
Tamer Karadağlı ve Deniz Akkaya'ya hangi Amerikalı oyuncular eşlik edecek?
Amerikalı oyunculardan biri Sincity'de oynayan Michael Madsen. Anlaşma imzaladık. Görüşmeye devam ettiğimiz isim ise Sex and City'de oynayan Chris Noth. Büyük bir olasılıkla, onunla da anlaşacağız.
Hollywood'dan bakıldığında Yeşilçam nasıl görünüyor?
Üzülerek söylüyorum daha almamız gereken çok yol var. Teknik donanım aynı. Belki bizde daha az kullanılıyor ama donanım aynı donanım. Farklı olan mantalite. Profesyonellik anlamında Hollywood'dan çok uzağız.
MEHMET ÇALIŞKAN
Hollywood filmine %100 Türk katkısı
Başrollerini Tamer Karadağlı, Deniz Akkaya ve 'Rezervuar Köpekleri' ile 'Kill Bill 2'den tanıdığımız Michael Madsen'ın paylaşacağı 'Living and Dying' adlı sinema filminin kadrosuna Yelda Reynaud da dahil oldu. Film böylece Türkler'in ağırlıkta olduğu bir yapım haline geliyor.

Başrollerinde Michael Madsen, Tamer Karadağlı ve Deniz Akkaya'nın oynayacağı 'Living and Dying' adlı Türk-Hollywood ortak yapımı filmin kadrosuna Yelda Reynaud da dahil oldu. 2006 sonbaharında vizyona girecek olan filme Karadağlı ve Akkaya'nın ardından Reynaud'un da kadroya dahil olması, bir Hollywood yapımı olarak lanse edilen filmde Türkler'in ağırlığını hissettiriyor. Yapımcı ortak Hermes Film'in sahiplerinden Elif Dağdeviren tarafından 'Yüzde 100 Hollywood filmi' olarak tanıtılan 'Living and Dying'e Türkler de yüzde 100 katkı sağlayacak. Film, böylece gerçek anlamda Türk-Hollywood ortak yapımı olarak vizyona girecek. Önümüzdeki iki ay içinde çekimleri başlayacak olan filmin başrol oyuncuları Michael Madsen, Deniz Akkaya ve Tamer Karadağlı, filmin yapımcı ve ortaklarından Elif Dağdeviren ile birlikte önümüzdeki günlerde Türkiye'de bir basın toplantısı düzenleyecek.
DAĞDEVİREN'İN ISRARI
Hermes Film; News Film ile ortak yapım olan 'Living and Dying'de Türk oyuncuların rol alması ve afişlerin Emrah Yücel tarafından hazırlanması şartını öne sürmüştü. New Films, Elif Dağdeviren'in şartlarını kabul ederek Tamer Karadağlı ve Deniz Akkaya'nın filmde rol almalarını kabul etmişti. Dağdeviren, bir Türk oyuncu konusunda daha ısrar etti ve Yelda Kaymakçı Reynaud'un da kadroya dahil edilmesini sağladı. Yönetmenliğini Jon Keeyes'in yapacağı polisiyegerilim filmi 'Living and Dying', 2006 sonbaharında vizyona girecek ve ilk kez üç Türk oyuncu birden bir Hollywood filminde rol almış olacak.
YAKINDA ABD YOLCUSU
Aynı zamanda Altın Portakal Film Festivali'nin uluslararası bölümünün basın ve halkla ilişkiler sorumluluğuna getirilen Elif Dağdeviren, Antalya'ya gelen yabancı sinemacı, gazeteci ve televizyoncuların konaklama ve diğer işleriyle ilgileniyor. Dağdeviren, Altıoklar Film ve Ki Prodüksiyon ile ortaklaşa çektikleri 'Beyza'nın Kadınları' adlı filmin çekimlerinin tamamlanmasının hemen ardından Antalya'ya geldi. Elif Dağdeviren, festivalin sona ermesinden sonra Amerika'ya giderek 'Living and Dying'in çalışmalarına başlayacak.
8 saatten fazla çalışmak olmaz
Oyuncu Yelda Reynaud, yurtdışında sinemacıların sendikalı olduğuna dikkat çekti ve ekledi: "Türkiye'de çalışma saati kavramı yok. Bazen 20 saat çalışılıyor. Bu iyi değil".
Başarılı oyuncu Yelda Reynaud; Tamer Karadağlı ve Deniz Akkaya ile bir 'Hollywood projesi' olan 'Living and Dying' isimli filmin kadrosunda yer aldı. Hermes Film ile New Films'in ortaklaşa çektiği filmdeki küçük rolü için geçtiğimiz aylarda üç günlüğüne Amerika'ya giden Reynaud, yönetmen Jon Keeyes'in dikkatini çekince senaryo değişti ve rolü de büyüdü. Bir Hollywood yönetmeni tarafından beğenilmenin mutluluk verici olduğunu söyleyen Yelda Reynaud ile Türk sineması ve oyunculuk üzerine konuştuk. Avrupa'da oyuncuların sendikalı olduğunu ve belli bir sürenin üzerinde çalışmadıklarını anlatan Yelda Reynaud, "Türk sineması yeni bir yapılanma içine girmeli. Oyuncular sendikalı olmalı ve 8 saatten fazla çalışılmamalı" diyor.

'ROLÜM ARTTI'
* 'Living and Dying'in çekimleri için Amerika'ya üç günlüğüne gittiniz ama 20 gün kaldınız. Bunun nedeni Amerikalı yönetmen Jon Keeyes'in oyunculuğunuzu çok beğenmesiymiş... Evet, Jon Keeyes en azından bana öyle söyledi. 'Living and Dying'de üç gün çalışacaktım ama senaryoyu değiştirip benim rol süremi uzattılar.
* Amerikalı bir yönetmenin oyunculuğunuzu beğenmesi karşısında ne hissettiniz? 'Darısı başka yönetmenlerin başına' dedim. Mutlu oldum tabii. Birileri, özellikle sizi yöneten birileri yaptığınız işi beğeniyorsa mutlu oluyorsunuz ve çalışmalarınızın değerlendirilmesi karşısında geleceğe daha bir umutla bakıyorsunuz.
* Fransa'da da filmler çekmiştiniz. Yurtdışı sinemasıyla bizim sinemamız arasındaki en büyük fark sizce nedir? Oyunculuk bilgisi ve yetenekleri açısından yurtdışındaki sinemalarla aramızda bir fark yok.
Yönetmenlik açısından da bir fark görmüyorum. İlle de bir fark aranacaksa senaryo açısından belirgin farklar göze çarpabilir.
* Çalışma şartları açısından bir fark yok mu? Fransa'da da çok büyük maliyetli filmler çekilmiyor. Yılda 100'ün üzerinde film yapılıyor, sürekli bir çalışma var. Set çalışmaları her zaman saat gibi işliyor. Hiçbir aksaklık veya sorunla karşılaşılmıyor. Oyuncular dahil bir film için çalışanların tamamı sendikalı. Günde 8 saatten daha fazla çalışılmaz. Bu durum da bir düzeni beraberinde getiriyor ve işlerin yolunda gitmesine neden oluyor. Türkiye'de ise çalışma saati kavramı yok. Oyuncular sendikalı değil. Yeri geliyor günde 20 saat bile çalışılıyor. Bu iyi değil. Bence Türkiye'deki oyuncular da sendikalı olmalı.
'ŞANSIMI DENEMİŞTİM'
* 'Living and Dying'de dedektif Pulliam karakterini canlandırdınız. Bu karakter için özel bir çalışma yaptınız mı? Hayır özel bir çalışma yapmadım. Senaryoyu okudum, bir kadın dedektifin nasıl düşüneceğini, nasıl konuşacağını, nasıl hareket edeceğini düşündüm. Jon Keeyes de bu konuda bana oldukça yardımcı oldu.
* Tamer Karadağlı ile Deniz Akkaya'nın da rol aldığı 'Living and Dying' isimli film size yurtdışında oyunculuk yapmanın yollarını açabilir mi? Ben daha önce Los Angeles'a giderek şansımı denemiştim. Üç ay orada kaldım ve bir filmde rol almayı başaramadım. 'Living and Dying'in bana ne getireceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Bu konuda şimdiden konuşamam
Sabah Gazetesi arşivi
