cihanstar

3 yıl önce
anasayfa
twitter

Umut Tabak'ı stüdyoda bulduk




Oyunculuğun dublaj işine katkısı var mıdır?

Oyuncular yapsa dublajı daha iyi olur tabi ama şart değil. Genelde insanlar dublajın hobi olarak yapıldığını sanıyorlar. Öyle bir yanılsamaları var. Bir gün kayıttaydık, telefon çaldı, yönetmen arkadaş açtı telefonu. Banka memuru bir hanım arıyordu; “Beşten sonra müsaitim, sesimin de güzel olduğunu söylerler, dublaj yapayım, nasıl olur?” dedi. Türkiye’de nedense herkes yapabilirmiş gibi hissediyor bu işi ama aslında göründüğü kadar kolay değil.
Yabancı film dublajı yaparken, karşında zaten çok iyi bir aktör oluyor. Burada benim işim onun oyununu olabildiği kadar, - tam anlamıyla olmasını iddia etmek açgözlülük olur zaten- , türkçeye çevirerek izleyiciye aktarabilmeye çalışmaktır. Bir yandan oradaki oyuncu ile yarışmak zorunda hissediyorsun, onun oyunculuğunu bozmamak için çaba göstermek gerekiyor.
Ama yerli dublajda farklı bir durum söz konusu, bu arada zaten ya karşında sesi kötü olan biri, ya oyuncu olmayan biri, ya da oyuncu olup dublajı beceremeyen biri var. Burada sadece işin görüntü kısmı halledilmiş oluyor. Biz seslendirmecilere ihtiyaç duyuluyor zaten.  Yerli dublajda oyunun büyük kısmını vermek seslendirmeciye düşüyor. Yabancı film dublajı ile çok farklılar.

Umut Tabak

Senin oyunculuğunun dublaj kariyerine ne kadar etkisi oldu?

Yabancı film dublajından başlayanlarda özellikle vardır bu; yalancı, yapay kalan bir tonlama vardır. Hayatın dışından tonlar. Benim için, dublaj sahneye kötü etki ediyordu. Ama konservatuar doğallaştırdı beni dublaj konusunda, iyice törpüledi. Aslında istediğimin tam tersi oldu. Sahnede çok yanlış tonlamalar yapmama yol açıyordu, sesinle oyunu vermeye çalışıyorsun, yapay kalıyordu. Ama bunların üzerine gitmem de dublaj konusunda iyice ileriye taşıdı beni.

Seslendirdiğin aktörü sevmediğin zaman dublajda bunun kötü etkisini hissediyor musun?

Ben dublaj yaparken tamamen objetif olmaya çalışıyorum, aktöre hayran olmam ya da hiç sevmemem dublajımı etkilemiyor.  Ben erotik film de konuştum, onda da en iyisini yapmaya çalıştım.

Yazalım mı bunları?

N’olacak sonuçta her dublajcının yaptığı bir şey bu. Ama artık yapmıyorum. Aslında biraz da bu o dönemin televizyon yayın durumuna bağlı tabi. Mesela bu erotik film seslendirdiğim dönemde Show Tv’nin kırmızı nokta kuşağı vardı. O zaman bu tip filmlerin dublajına ihtiyaç oluyordu. Yani televizyon kanallarının o dönemdeki tercihlerine, izleyici kitlesinin tercihlerine göre değişiyor.

Uzun süreli işler arasıdan sevdiğin iş hangisi oldu?

Mesela Kurtlar Vadisi’ni ilk sezonunda izlememiştim, bilmiyordum. Dahil olup da seslendirmeye başlayınca biraz izledim. İşlenen konu kötü gelmedi en azından, takip etmeye başladım, izleyip takip ettiğim tek işim oldu bu. Diğer dizileri takip etmiyorum. Zaten ben yerli dizi izlemiyorum. İzlediğim zaten bir Cnbc-e var. Dublajlı iş de pek izlemem ki ben.

Dublajlı iş neden izlemiyorsun peki?

Orada bir sürü renk, oyuncu var. Sen hep beşyüz kişilik bir gruptan duyuyorsun konuşmaları. Bir sürü aktör oynuyor, onları kendi sesinden, kendi oyunları ile dinlemek daha keyifli geliyor bana. Tabi çok iyi dublajlar oluyor, bunu da yadsıyamam.

Hangi dizileri izliyorsun? Bu dizilerden kimleri seslendirmek isterdin?

Lost, 24 ve Heroes izliyorum. 24’te zaten ATV zamanında Tony Almeida’yı konuşmuştum. Lost’da Sawyer’ı, Heroes’da da Sylar’ı konuşmak isterdim.

Eskiden sanırım bu daha çok oluyordu, belli sesleri sürekli duyuyorduk. Mesela bir Rambo sesi vardır, birçok yerde duydum.

Sezai Aydın tabi. Sylvester Stallone, Fred Çakmaktaş, Al Pacino, Bill Cosby, Ayı Yogi  gibi bir çok kişiyi seslendirmiştir.

Bu iş böyle mi ilerliyor yani? Bir aktöre birisi veriliyor ve bundan sonra aynı aktörü hep aynı kişi mi seslendiriyor?

Eskiden öyleymiş evet. Ama şimdi stüdyo sayısı çoğaldı. Mesela şimdi televizonu açıyorum, bir tane Sylvester Stallone filmi görüyorum, başka bir arkadaşımın seslendirdiğini duyabiliyorum. Zamanında ünleniyordu gerçekten sesler. Bir Bruce Willis sesi vardı, rahmetli Alev Sezer. Ki o yaşasaydı, sesini değiştirebileceklerini sanmıyorum. O kadar et ve tırnak gibi olmuşlardı.





Günlük hayatında, çok anlık bir tepkimede bir karaktere verdiğin sesi kullandığını farkediyor musun?

Sonuçta benim sesim, arada mutlaka oluyor. Hani Polat sesleri çok çıkarmıyorum tabi.

Türk filmlerinde dublaja  gerek oluyor mu?

Bu ihtiyaç değişiyor; genelde oyuncular kendi dublajlarını kendileri yapıyor, sinema filmlerinde daha çok oyuncular kullanıldığı için. Artık zaten bazı filmlerde sesli çekim yapılmaya başlandı az da olsa. Ama yine de ünlü, oyuncu olmayan biri kullanılınca gerek duyuluyor.

 

Reklamlarda sürekli Okan Bayülgen gibi belli sesleri duyuyoruz. Daha dar bir çerçeve var. Nedeni nedir?

Reklamlarda bir prestij işi oluyor. Çok ünlü, seslendirme de yapan oyuncuları kullanıyorlar, Haluk Bilginer, Okan Bayülgen gibi. Reklam sektöründeki pasta küçük bir pasta ve dar bir grup arasında paylaşılıyor. Bunun nedeni de, reklamın çok büyük paralar yatırılan bir iş olması ve bundan dolayı da riske girmeyerek çok ünlü bir sesi kullanma istekleridir. Reklam sektörü, dublaj konusunda Türkiye’de tek casting yapan sektör. Diğer işlerde çevre stüdyolardan bulunur. Reklam için cast ajansları ses kataloglarından bakarak seçim yapıyorlar. Ancak işi çok iyi bilen insanların olduğunu sanmıyorum. Katalogdan bakıyorlar ve yok bu çok kalın kaçar şimdi, Polat’ı konuştu bu diyorlar, halbuki bilmiyorlar ki ben Ice Age’de Keçeli Sıçanı da konuştum.

Seslendirmeyi en çok istediğin karakter kimdir?

Hamlet diyebilirim. Kenneth Branagh’ın Hamlet’ini seslendirdim. Her oyuncunun kalbinde bi hamlet yatar zaten. Dublaj ile de olsa keyifliydi.

Peki bu konuda hiç eleştiri aldın mı?

Castingi yapan kişi mesela dublajdan sonra “Umut sen ne yapmışsın, Hamlet’i konuşmamış oynamışsın” dedi. Zaten dublaj işi de oyuncunun ritmini hissetmek ve onu yakalayabilmektir.

Bu işin mutlu eden yanları nedir peki, bu eleştiriler mi?

Takdir edilmek tabi hoşuna gider insanın. İlk çıktığımda daha çok oluyodu tabi bu, tanınmadığım için. Zekai Müftüoğlu ile bir defa kayda girmiştik. O da eski bilinen seslerdendir, büyük isimleri konuşmuştur.Uzun bir tiradım vardı, takılmadan sonuna kadar geldim, kayıt sırasında da dönüp beni izlemeye başladığını farkettim. Sonunda küçük bir hatam oldu, bitirince özür diledim ben de. Zekai Müftüoğlu da “olur mu aferin aferin, sen nerdensin kimsin sen, okullu musun” gibi birşey söylemişti. İlk zamanlar tabi tanımıyordu insanlar, şaşırıyolardı. Daha sonraları bu takdir, aldığın iş miktarıyla ilgili olmaya başladı. Çok iş alıyorsan biliyorsun ki takdir ediliyorsun.
Yabancı film dublajı yapmak da mutlu ediyor mesela, en çok ondan hoşlanıyorum. İyi bir oyuncunun dublajını yapmak güzel hissettiriyor.

İyi mi yoksa kötü karakter mi seslendirmekten hoşlanıyorsun?

Kötü karakterler daha zevkli oluyor sanırım.

Neden peki, daha hisli insanlar mı oluyorlar?

Ya hep kaybediyorlar, mazlumlar. Daha değişik olaylara giriyor, daha farklı işler yapıyor kötü karakterler, bu yüzden kendini denemek açısından da daha zevkli oluyor. Mesela Superman’ de Kevin Spacey’nin oynadığı Lex Luthor’ı seslendirmek zevkli olabilirdi.

Beğendiğin dublajcılar kimler?

Bayanlar dublajcılardan Gülen Karaman, Şenay Gürler ve  Funda Oskay. Erkeklerden ise, Murat Şen, Uğur Taşdemir, Sungun Babacan ve  Yekta Kopan ki  en beğendiğim isimdir.

Vaktini ayırdığın için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

alıntı : itisözlük_extra



TNT'nin Türkçe dublajlı yayınladığı LOST dizisinde Jack'i seslendiriyor